Bir pembe blog
Bir damla blog
Adrasan
30 Ağu
Mis gibi taze tahta kokusunun içinden yazıyorum şimdi. Sakin, doğal ve küçük sahil kasabası Adrasan’da ailemle birlikte enfes bir haftasonu tatili…
Keşke hep böyle bir hayatımız olsa dedirttirecek cinsten. Bahçede patlıcanlar, biberler, üzümler, horozlar, denize yirmi yirmibeş adım. Sıcacık yerli insanlar.. Badem gibi çekirdek kadar kurbağalar, tavşanlar, kirpiler, renk renk kelebekler.. Enfes bir koyda tertemiz bir deniz, güneşin renginden kıpkırmızı bir ay, sanki küçük adımlar atsan üstünden aya kadar yürüyebilecekmişsin hissi veren enfes bir yakamoz, bir gökyüzü dolusu yıldız ve inanılmaz kısmı -kayıyorlar- bir sürü dilekle seni mükemmel mutlu yapıyorlar.
Hepinizden ve hayatıma kattığınız tüm gereksizliklerden uzağım. Beni bambaşka bir insan haline getirdiniz, zamanla yendiniz. Bense o kalbimin yönettiği beynimin tüm duygusallığıyla hep üzüldüm, hepinizin yaptığı bir gün kişisel tarihimin ayrıntılarına gömülecek olan o çipçirkin şeyleri siliyorum. Bedenim Antalya’nın bu enfes koyundaki tatlı bungalowumda, aklım yemyeşil zamanlarımın dolaylı tümleci olacak Karadeniz’de, ruhum ise her zamanki ait olduğu yerinde… Ve asla ordan bir yere ayrılmayacak..
Adrasan’dan şimdilik bu kadar, öpüldünüz
Günün Şarkısı; http://fizy.com/#s/1dlt0y
Adrasan Konaklama Önerisi; Parlak Pansiyon Bungalows
Hafıza Kartımı unutunca çözünürlükleri un ufak edilmiş fotoğraflar çekmek zorunda kalışım;

Anne-Kız balkon keyfinin uzatılmış versiyonu; sahil keyfi

Übüüü ayağı kırık horozcukum :/

Aileyle tatile çıkmak iyi güzel hoş da, bazı bazı saçmalatıyor insanı, arkadaş yaratıyor kendi kendine evin tek kızı Damla
Patikçi Teyze
26 Ağu
Teeee papua yeni gineden ithal ettiğim uyku haplarım sayesinde gece uykusunun tadına varıyorum iki gündür. Gece 12 sularında kafamı koymamla sabahın en güzide saatlerinde uyanıyorum. Hapı yuttuğumda ne sinir stres kalıyor ne uykusuzluk. Pamuk gibi, mis gibi bir insan haline geliyorum. Abartıp Ağustos gününü serinletmek amacıyla doldurduğum buz gibi gazozumun içine atıyorum uyku hapını, fantazi oluyor, nuri alço’yu yadediyorum
Kendi kendime triplere giriyorum, uyumamak için direniyorum, son nefesimde “İmdat!” diye bağırıp oracıkta uyuyakalıyorum felan
–
Son sürat para biriktirme telaşesindeyim. 25′i de Damla’nın paralanma günü olur. Hemen kendimi çarşıya atıp annemin hesabıma yatırdığı paraları alıp kumbara hesabıma yatırdım dün. Cebimde kalan 20 lira ile de yıllardır aynı yerde gördüğüm, hatta biraz daha zorlasam oradan hiç bir yere ayrılmadığını düşüneceğim teyzeye vermek istedim. Teyze orada patik ve bilimum banyo lifi örmekte. Ağustos’un sıcağında sen öyle köşeye oturup üzgün gözlerle etrafına bakarsan ben sana kıyamam teyzeee. Kıyamadım da… “Teyzecim ne kadar lifin?” dedim “7 lirrra” dedi. Pahalı. E teyzeye de hak vermek lazım, hayat pahalı. “İyi, sen bana şu lifle şu patiği ver, al 20lirayı” dedim. Nasıl sevindi. İçim sıcacık oldu
Hazır Ramazan, hazır oruç tutamıyorum, oh miss gibi tin tin iç huzuruyla ayrıldım oradan..
Sabah babamın “Haydi kızlar denizee!” feryadı ile kalktım yataktan, hazırlanmaya koyuldum. Çantamı hazırlarken dün almış olduğum lif ve patik geliverdi elime, bir daha ısındı içim, ne mübarek bir insanım dedim kendi kendime sanki 40 yoksulu doyumuşum gibi, kıçım kalktı bi 20 lira ile
Bunları düşünürken kesenin içinde elime gelen cisimi merak ettim. “Teyze neden gazete kağıdı tepti ki lifin içine?” diye düşünürken aynı zamanda lifin içine el sokma icraatına geçmiştim ve cümlem yarım kaldı. Çünkü elimde büzülmüş, dürülmüş 100 tl duruyor idi. Şoking
Bir anda STV moduna büründüm.
Teyzeye iyilik yaptım işte karşılığımmm!! diyerek gözlerim ışıdı
Sonra olur mu lan, yaşlı kadın, unutmuş içinde, 20 lira verdin diye 100lirayı mı cukkalayacaksın şerefsiz diye sövdüm kendime
Ardından “Ah garip teyzem nasıl unuttun bunu, hemen geri vereyim sana paranı.” diye vicdanımı temizlemeye çalıştım
Ama büründüğüm STV modundan çıkamıyordum. Olay yerine gidecektim, teyzeyi yerinde bulamayacaktım, oradaki ak sakallı dede bana “Burda öyle bir kadın yok ki” diyecekti, diz çöküp imanla dua edecektim oracıkta, gözyaşlarına boğulacaktım.
Bu umutla teyzeye 100 tlsini götürmeye gidiyorum şimdi.
Haydi bakalım sır kapısı, açıl bana
Dumanı üstünde tazecik yeni gün
21 Ağu
Günaydın diyorum, çünkü sabah oldu.
‘du’ diyorum, çünkü sabahın olduğunu gördüm.
Bugün güneşin ev sahibi benim, o da misafirim. O doğmak üzereyken geceden yıkanan çamaşırları hemencik serdim suratına doğru, “al bakalım, bugünki görevin bunları kurutmak” dercesine. Kızdı bana, doğar doğmaz içine 8 tane buz attığım meyve suyumun buzlarını eritiverdi. “Kızma ya!” dedim, “Bu Ağustos seni çok agrasif yapıyor, ne var sanki hiç kurutmadın şu tişörtümü, hem bak en sevdiğim, sakın soldurma!” dedim, baktı yüzüme aval aval.
Hep istemişimdir bir ağacım olsun. Köküne yaslanıp günlüğümü karalıyım, müzik dinliyim, kitap okıyım. Köküne yaslanınca onun canlı olduğunu hissediyim, hücrelerini, solunum gözeneklerini.. Ve sadece benim olsun. Sevgi verince hissedermiş ya ağaçlar, hissetsin kalbimi, “Ben geldiiiiiim” diyerek sarılıyım ona her sabah. Uf. Bi ağacım olsun, manzarası güzel, yemyeşil, dayanabileceğim kadar sağlam ve sevgi dolu. Kovukları olsun, en sevdiğim sözleri yazıp yazıp kovuklarından içine atıyım. Yok mu civarda tanımlarıma uygun bir ağaç, varsa cvsini mailime postalasın bi zahmet.
Sabah sabah her yer otel servisi oluyor, içinde uyuyan çalışanlar (yoksa uyanamamış mı demeliyim). Hemen moralim bozuluyor. Grr! Otelcilik.
Immmm. Enfes bir rüzgar var bugün, saçlarımın uzadığını hissediyorum onun sayesinde, vuuu ta burnuma değdiiii
Eskiden belimi gıdıklayınca heyecanlanırdım, şimdi burnuma değince uzun zannediyorum seni be saç. En son ne zaman o kadar uzundun ki? Orta bir sanırım. Azimle, kırık uçlarına ve permadan eskimiş ifadene rağmen seni kendi haline bırakıyorum saç. Bu sana efendinin emridir; UZA!
Yarın kapımızın önünde düt dütümüz olucak. Pek de güzel olucak. Yenilik güzeldir. Hele bu yeni ben.. Hiyy bayıldım kendime
Sabırsızlanıyorum
Günaydın blog, günaydın damma ^^





