Ocak, 2010 için arşivler

Dünya Gülsün

Saat: 06.20. Yazın kavruk sıcağında uyuyamayıp bilgisayar başında sabahladığım günler geldi aklıma.. Genellikle de bu saatlerde blog yazar, sonra gider uyurdum. İnsanın bazı huyları hiç mi değişmiyor ne. Her sabahlayışımda soluğu blogumda buluyorum..

Yepisyeni resim şovalyem varrr! Binicem üstüne vurucam kırbacı, vurucam kırbacı :D Ama bu daracık, ufacık, minicik odaya şovalyemi kurmamla adım atacak alan kalmadı. Artık şu evi internette de satışa sunmanın vakti nihayetinde geldi.. Bir gitsek artık :/

Gitmek dedim de…

Üzülmüyorum. Belki şok etkisi bendeki. Sıcağıyla hissetmiyorum. Ama kış gelince bütün uğur böcekleri ölürmüş zaten.. GDO’su yüksek domates gibiyim, havaya saçılan şarapnel parçası gibiyim, hımm bir de kopmuş sütyen kopçası gibiyim.. Hormonlu, ufacık ve kopuk. Uykulu, mahmur, ama direnci sağlam.. Sağlamım ben! Düşmem öyle kolay kolay.. Dökmem gözyaşı. Mutluyum ben. Beni hiç terketmeyecek, hep sevecek, her konuda yardımcı olacak, en sevdiğim biri var yanımda; kendim! Başka neye ihtiyacı olabilir ki insanın. Ne demişler; “Kendini sev, Dünya seni sevsin.”.

Sonra bi de şu var; “Eti Cin gülsün, Dünya gülsün!”.  İnsanı pozitifliğe sürükleyen bir slogan. Eti Cin’in ebük suratının yerine kendi suratını koyup hayal etsene bir. Düşünsene, sen gülüyorsun, sonra Dünya gülmeye başlıyor. vay be. Oluyo mu acaba öyle..? “Damla gülsün, Dünya gülsün!” Gülün ulan :P

Vallahi delirdiğimden değil, saklama çabamdan değil, içime attığımdan değil.. Dedim ya, kendimle başbaşayım, mutluyum, gülerim.. Sana ne?!

Edeleli gollarımnan gavradım damponundan!

Öncelikle SANA teşekkürü borç bilirim. Neden olduğunu söylemeyeyim, takip edildiğimize dair bir his var içimde :D Kalkanım benim, özel seküritiy’m, kalkan balığım, çipuram :D

Gel gelelim bugün başıma gelenlere.. Aslında olası sıradan günlerden biriydi, ta ki…

Ta ki! O soğuk, karanlık, mezbut Akdeniz akşamına kadar. Eskiz defteri almaya kalmayan vaktimle akşamı etmiştim. Evin yakınlarına doğru babamı aradım. “Baba, ben şurdayım, şurdan beni alsan da ordaki kırtasiyeye sorsak eskiz defterini.” “Olur” demesiyle geliverdi. Beraber kırtasiye yolunu tuttuk. Buraya kadar her şey normaldi. Ta ki..

Ta ki! Ben eskiz defterime kavuşmanın verdiği mutlulukla arabaya doğru koşturup, “Baba! bak eskiz defterinin kağıdı ahanda böyle oluyor.” diyerek, sanki babamın konu çok umrundaymış gibi heyecan yapana kadar! Tam o sırada farkettim ki, benim heyecanım, babamın heyecanının yanında bir hiçti!

“AKÜ BİTTİİİ!”

“Hasss…. öhöhöm.. pardon….
Nassı ya?!!”

“İticez.”

“Kaç kişi?”

“Sen iticen.”

“İtircan?”

“Yok, bizzat sen.”

O anda gavradım edeleli gollarımnan arka damponundan! Köşeyi döndük, düz yolda bayır aşağıymışçasına koşturuyordum bizim kızı. Salınıyordu sanki yemyeşil yamaçlardan aşağı salınır gibi. Bense onun kıçına yapışmış at sineğini andırıyordum, dilim bir karış dışarda, tüm vücut kuvvetimi kullanarak asfaltı eme eme arabayı itekliyordum. ‘Hık!’ ediyor, tam çalışacakken yine koyveriyordu. Tam başarısızlıktan ve geldiğim o durumun üzerimde bıraktığı psikolojik baskıdan dolayı ağlamak üzreydim kiiii.. Ta kiiii…

Ta ki! Jipinin kapısını açıp “Durunnn! Ben yardım ederimm!” sesiyle irkilene kadar. Güçlü kollarıyla tamponun öbür lobuna yapıştı. Zenci artistliği ve Van Damme karizmatikliği vardı onda. Göz göze geldik o anda. Aşık olmuştum! Olsun 70 yaşında bir amca olabilirdi. Ama her filimdeki gibi ben de kahramanıma aşık olmuştum! Binaların arasından tepe taklak sarkan amcayı tersten öpme hayalleri kurarken beraberce arabayı itekledik! ‘Vıııınnnn!!’ diye bir sesle irkilip hayal dünyamdan sıyrıldım!

Çalışmıştı! Amcaya “Sağol amca, Allah razı olsun” dedim. Tüm aşkımız o anda bitti. Terkedilmiş ifadesiyle yüzüme baktı. “Biz ayrı dünyaların insanıyız” ifadesiyle baktım ben de ona. “Olsun, evde torun torba bekliyordu zaten” diyerek baktı o da. Ama ağzından bir tek “İyi akşamlar” cümlesi çıkabildi. Karşılık verdim bende; “Sağol amca.”

Babamın düğün kutlaması korna ritmleriyle amcayı tekrar selamlayarak evin yolunu tuttuk. Sonra babamın kokoreççisine gittik. Vaha görmüş kutup ayısı gibi saldırdım su dolu dolaba. Kokoreç de yedim. Sonra koktum. Kedim beni kokoreç sandı. Bacağımdan bir miktar ısırdı. Olsun, kedidir, yazıktır.. Kızmadım..