Mayıs, 2010 için arşivler

Triomorfisiyus

Dört duvar, yatakta kendi kokun, dolabında kendi kıyafetlerin.. Ama zamanla yabancılaşırsın bedenine. Sanki ruhun ait değilmişçesine itekler bedenini. öylemesine toplarsın saçlarını uyandığında. Pijamalarını çıkarmayı düşünmezsin bile, dış dünya yoktur çünkü, sorumluluklar yoktur. Aynaya hiç bakmadım bugün. Yüzüme yalandan biraz su çarptım, hızlıca sildim. Durgunluk, duruluk isteyen ruhum odasını düzenlemek istedi. Tek düzeltebileceği şey bu kalmıştı çünkü. Tüm dolabı döktüm ben de.. Katladım tüm kıyafetleri, hepsini en son nerde giydiğimi düşünerek. Eskileri attım, yenilere yer açtım. Düzenledim, sildim, topladım. Sonra uyuya kaldım.. Rüyama geldi üstümü örtmeye, pembe bir düş serdi bedenime, ruhumu aldı ruhuna sardı. Sonra tek ruh olduk. Uyandım. Üşümüşüm. Çarşafını söktüğüm yorganımı çektim üstüme. Yumdum yine gözlerimi. Geldi yine, üstümü açmak istedi bu sefer.

‘Hayır!’ dedim..

hayır..

“İnanamam ki artık sana, gözlerin kandırıyormuş ya beni, inanamam ki gözlerine.. yokum artık özgürlüğünde.. git sen de artık, istenmeyen misafirsin bedenimde. Çık içimden!”

“Geldim.. Bak gözlerime..”

“Hayır! Kandırıyor gözlerin. Daha önce de bakmışlardı bana böyle, inandırmışlardı. O bakışlara daha önce ruhumu teslim etmiştim ben, sonsuz şefkatimi, sevgimi.. Nasıl da kandırdı beni gözlerin.. Yine mi kan diyorsun bana?! Hayır! Çık içimden!”

“Gidemem.. Beni sen çağırdın..”

“Şimdi de gönderiyorum seni. Zaten hiç ruhuna dokunamamışım ki ben, neden varsın ki, git! Niye içimdesin, çık!”

“Gidemem.. Tüm yollarımı tıkamışsın, nerden çıkabilirim bilmiyorum.”

“Yoksun zaten.. Hiç girmemişsin ki içime.. Paylaşarak büyür sevgiler, ben kanmışım, yanılmışım. Ne paylaşmışız ki biz? Yoksun aslında sen, hiç olmamışsın..”

“Ama tutarsan beni içinde.. Seviyorumdur belki seni..”

“Olsa bile öyle bir ihtimalin artık istemem ki seni. Kirlendin.. Öyle cümleler verdin ki elime kulaklarımdan silinmeyen.. Şimdi onlarla beraber yazıyoruz bunları sana.. Senden daha çok sevdi bu cümleler beni. Daha çok sahiplendiler. Tüm sevgimi o cümlelere verdim ben. Bıraktım seni düşünmeyi, onları düşünmeye başladım.. Ve bil bakalım ne oldu? Artık seninle olmayı hiç istemez oldum. İçimde sesin kaldı sadece. Al onu da git artık. İstenmiyorsun..Gözlerini kapayabilirsin artık. Aşk bitti. Çabuk kapa gözlerini, gözü açık gitmesin bu aşk bedenimden.!”

Uyandım.

“Sen de uyandın mı?” diye sordum.. Cevap vermedin. Gittiğini anladım.

Bedenini gönderdim, ruhunu savurdum, sesini kovdum!! Sana dair kalan tek şey sevgim.. O da beş para etmez zaten..

Taymmashin :P

Gözde, fotoğraf için çok tşkler :) Patavatsızlık yapıp izin almadan kullandığım için bana kızmazsın değil mi? Ama ruhumu yansıttın, elimde değil :)

Kişisel blög, naber ya.

Ah ne günler vardı ki bi halt olduktan sonra kimselerle paylaşmadan ilk gelir sana yazardım. Ünlü bir bilmiş demiş ki “Anlatmak ve yazmak insanın ruhunu rahatlatır.” Şu kalemi, kağıdı icat eden japonu bulup çekik gözlerinden öpesim geliyor. Evrenin buluşu bence kağıt, kalem.. Yazı.. Öyle herkese her şeyini anlatmaman gerektiğini ben çok iyi anladım blög.

2 gündür yoğun bir tempoda delicesine çalışma telaşesindeyim. Otelin tüm muhasebesi, karlılığı benden geçiyormuşçasına, personeller benim sayemde ekmek yiyorlarmuşçasına, Fenerbahçe benim sayemde doyuyorçasına (bknz. Nihat Özdemir’in otelinde çalışıyor olmak) bir sorumluluk bilinci ve eforla çalışıyorum. Bu yoğun tempoda bu kadar büyük bi göbeğe nasıl kavuştum, ben de bilmiyorum ^^

Zaman ne hızlı geçiyor be blög. Durduramıyorsun, yavaşlatamıyorsun. Elinde olanlara bakıyorsun.. Geçen sene bu zamanlar şimdiki çalıştığım otelin en zor departmanı olarak nitelendirdiğim F&B’de idim. Lanet edip her gün ağlayarak yapıyordum işimi. Azmedip 3 ay çalışmıştım. Gözlerimi kapatıp düşünüyorum da koca senemi. Akdeniz Üniversitesi’nin kampüsüne yatay geçiş belgelerimi vermek için gelişimi, o gördüğüm muazzam yeşillik ve hoşluğun beni büyüleyişini ve gözlerim dolarak “Allah’ım geçmek istiyorum!” diyerek gökyüzüne umutla baktığım o an dün gibi.. Koskoca 1 sene geçmiş şu yazıyı yazalı;

Lan ya! Lan ya!
Bu zaman vızırtısı neden sayınca bu kadar yavaş geçiyor?! Arkasından tutup tepikleyerek mi kaydırmak lazım illa!
Sayıyorum sayıyorum, bakıyorum hala aynı. Ne zor olurmuş bu akşamlar uyandığında saymaya başlayınca.

Olmaz ama kardeşim ya. 3G kadar mı ilerledi teknoloji. Banane kardeşim ya, zaman makinası fikri 1000 yıldır var, ama icraat yok. Hadi be güzel insandaşlarım, yapın artık şu makinayı çoluk çocuk nasiplenelim artık :/

Ne zaman açıklanacak bu yatay geçiş sonuçları!!
Yeter gali, ben de insanım, sabrımın sınırı var!

İnsan bir şeyi gerçekten inanarak isterse oluyor. Evrenin sırrına kulak vermek lazım. Çok istediğim daha bir ton şey var. Hepsini gerçekleştireceğim blög. O kafamın içinde tuvalime çizdiğim “mikemmel hayat” benim olacak ^^

Gözde, fotoğraf için çok tşkler :) Patavatsızlık yapıp izin almadan kullandığım için bana kızmazsın değil mi? Ama ruhumu yansıttın, elimde değil ^^