Haziran, 2010 için arşivler

Babaannem

“Ben babaannene gidiyorum Damla.”

“Dur baba, benim de dışarda işim var. Beraber gidelim.”

Atlattığım kazadan sonra arabamızı kaybetmemiz iyi mi oldu acaba? Babamla yürüme payıyla 15 dakikalık yolu güzel bir sohbetle geçirdik.

İçim ısındı..

Ama babaanneme gitmek istemiyordum.

Çünkü;..

Babaannem 30 küsür senedir felçli. Bakamayacağımız kadar kötü durumda artık, düşünün ki 30 senedir oturuyorsunuz ve 85 yaşındasınız.. Düşünün derken, gerçekten düşünün, çünkü bir gün siz de öyle olabilirsiniz. Bir gün yaşlanacaksınız ve nasıl ki yalnız doğduysa insan, yalnız ölmeye mahkumdur. İnsan zaten doğası gereği yalnızdır. Durun ve yaşlılığınızı düşünün.. Aslında o kocaman yalnızlığınızı..

Babaannem de yalnız bir kadındı, ben dedemi hiç görmedim. Ama 2 halam ve babam onu yalnız bırakmamaya çalıştı. Biz, torunları olduk yanında hep. Ben çalışan ebeveynlerimden dolayı yalnızken beni bırakmadı babaannem. Yürüyemiyor olsa da atladı geldi İstanbul’dan Ankara’ya ve bana senelerce baktı. Ona binamızdan ev kiralamıştık. Bana kahvaltı hazırlar, okula yollardı tekerleki arabasıyla. Bildiğim tüm kağıt oyunlarını ve en acayip küfürleri babaannemden öğrendim ben :)

Sonra Antalya’ya taşındı bir süre, yazlarım hep onunla geçmeye başladı. Babaannem bizim her şeyimizdi.. Akraba ilişkileri çok iyi olmayan bir sülaleyiz biz, babaannem halatımız oldu bizim hep, bağlayandı tüm aileyi birbirine. En güzel çocukluk zamanlarımda hep o vardı..

Şimdi.. Şimdi o evimize 15 dakika uzaklıkta bir bakım evinde. Babam mutlaka her gün ona uğruyor. Belki felçli olmasa bu yaşında bile çok canlı olabilirdi, ama vücudu bu durumu daha fazla kaldıramadı. O çok yaşlandı. Onu öyle görmek beni mahfediyor. Kalksa, çıksak balkona. O güzel yemeklerinden yapsa, sonra “Parasız oynamam, git cüzdanını getir!” diye kızsa da kağıt oynasak biraz.. Televizyon izlesek, onunla televizyon izlemek bile bambaşka geliyor..

“Zayıflamışsın sen”

Ona gitmeyeli ne kadar oluyordu.. 5-6 ay sanırım.. Yüreğim kaldırmıyor çünkü. Ama o hep geldim sanıyor, küçük Damla’dan bahsediyor hep. Rüyasında olanları, hayallerini gerçek sanıyor artık. Hemşireler beni görünce çok şaşırdılar, küçük bir Damla beklerken beni gördüklerinde..

“Zayıflamadım babaanne, şişmanladım, bak”

Kavun doğradı babam ona, koydu tabağa.
Zor gördüğü kavunları zar zor çatallayarak dişsiz ağzına attı.
Biraz konuştuk,
hemen yoruldu..
Sonra bir parça kavun bana uzattı güç bela.
Açtım ağzımı,
koydu ağzımın içine.
Eski günlerdeki gibi..

“Gel buraya o tabak bitecek!

“Yaa babaanneeee..”

“Hooop aç bakim ağzını!!”

Gözlerim doldu bir anda. “Babaanne nolur kalk  gidelim..” dedim içimden.. Babam gördü “Şiişşt!” diye katı katı uyardı beni. Hemen durdurdum kendimi, ağlamadım. Ama şimdi bunları yazarken tekrar yaşıyorum ve bu sefer gözyaşlarımı tutmuyorum.

Allah’ım.. Kurtar babaannemi.. Yalvarırım kurtar..

Yehaaaa! Andela Andelaaa!!

Vahşi Batı’nın tozlu yollarında at koşturmak istiyorum. Kafamda kovboy şapkası, dik burunlu botlarım, yırtık pırtık kot şortum, altımda yabani siyah atım. Wuhuu :D Kendimi western şarkılarına vermiş olmamın eseri tüm bunlar. Tabii gerçekleşmesi şimdilik mümkün olmayan deneyimler olduğundan ve kendimi bir şekilde tatmin etmek istediğimden yarın kendime o çok zamandır istediğim vitrindeki kovboy şapkasını almaya karar kıldım. Kafama çivilenmiş gibi bir süre onunla dolaşmak istiyorum. Ta ki insanlar “Iyy yeter baydın, tipe bak, allahın özentisi” diyene değiinn :D

Blööögg!! Karakalem ve kuruboya yapmak istemiyorum artık.. Bir sürü ıslak rengim olsun istiyorum. Suluboya teknikleriyle ilgili kitaplar aldım bugün. Kuşe kağıda basılmış, sayfalarında boy boy fırçalar olan enfes kitaplar.. Nasıl hevesleniyorum, içim içime sığmıyor görsen.. Paramı alınca gidip biraz renk ve şövalyeme koymak için bir kaç tane kocaman tuval alıcam.. Çizmek istediğim şeye de karar verdim.. Süprüüz :D

Yaz okulu yolları taştan, sen çıkardın beni beni baştan :P Pazarlama dersinden devamsızlıktan kalmış olmam üzerine senem uzamasın diyerekten Temmuz ve Ağustos’umu hibe edeceğime üzülmenin yanı sıra önümdeki güzel Karadeniz ve Istanbull turlarını düşünerek içimi lüle lüle edip Haziran’ın tadını çıkarmak adına bronzlaşma ayağına denizlere akıp günümü gün etmeyi düşlüyorum :D Ayrıca tek seferde, hiç duraksamadan nasıl böyle uzun bi cümle kurabildiğime anlam veremeden, bi yandan da bu konuyu nasıl noktalayacağımı düşünerek önümdeki cipsi tartaklıyorum :D

Blög, ay lav yu ♥ Yaz boyu adım adım yazıcam sana ♥