Babaannem

“Ben babaannene gidiyorum Damla.”

“Dur baba, benim de dışarda işim var. Beraber gidelim.”

Atlattığım kazadan sonra arabamızı kaybetmemiz iyi mi oldu acaba? Babamla yürüme payıyla 15 dakikalık yolu güzel bir sohbetle geçirdik.

İçim ısındı..

Ama babaanneme gitmek istemiyordum.

Çünkü;..

Babaannem 30 küsür senedir felçli. Bakamayacağımız kadar kötü durumda artık, düşünün ki 30 senedir oturuyorsunuz ve 85 yaşındasınız.. Düşünün derken, gerçekten düşünün, çünkü bir gün siz de öyle olabilirsiniz. Bir gün yaşlanacaksınız ve nasıl ki yalnız doğduysa insan, yalnız ölmeye mahkumdur. İnsan zaten doğası gereği yalnızdır. Durun ve yaşlılığınızı düşünün.. Aslında o kocaman yalnızlığınızı..

Babaannem de yalnız bir kadındı, ben dedemi hiç görmedim. Ama 2 halam ve babam onu yalnız bırakmamaya çalıştı. Biz, torunları olduk yanında hep. Ben çalışan ebeveynlerimden dolayı yalnızken beni bırakmadı babaannem. Yürüyemiyor olsa da atladı geldi İstanbul’dan Ankara’ya ve bana senelerce baktı. Ona binamızdan ev kiralamıştık. Bana kahvaltı hazırlar, okula yollardı tekerleki arabasıyla. Bildiğim tüm kağıt oyunlarını ve en acayip küfürleri babaannemden öğrendim ben :)

Sonra Antalya’ya taşındı bir süre, yazlarım hep onunla geçmeye başladı. Babaannem bizim her şeyimizdi.. Akraba ilişkileri çok iyi olmayan bir sülaleyiz biz, babaannem halatımız oldu bizim hep, bağlayandı tüm aileyi birbirine. En güzel çocukluk zamanlarımda hep o vardı..

Şimdi.. Şimdi o evimize 15 dakika uzaklıkta bir bakım evinde. Babam mutlaka her gün ona uğruyor. Belki felçli olmasa bu yaşında bile çok canlı olabilirdi, ama vücudu bu durumu daha fazla kaldıramadı. O çok yaşlandı. Onu öyle görmek beni mahfediyor. Kalksa, çıksak balkona. O güzel yemeklerinden yapsa, sonra “Parasız oynamam, git cüzdanını getir!” diye kızsa da kağıt oynasak biraz.. Televizyon izlesek, onunla televizyon izlemek bile bambaşka geliyor..

“Zayıflamışsın sen”

Ona gitmeyeli ne kadar oluyordu.. 5-6 ay sanırım.. Yüreğim kaldırmıyor çünkü. Ama o hep geldim sanıyor, küçük Damla’dan bahsediyor hep. Rüyasında olanları, hayallerini gerçek sanıyor artık. Hemşireler beni görünce çok şaşırdılar, küçük bir Damla beklerken beni gördüklerinde..

“Zayıflamadım babaanne, şişmanladım, bak”

Kavun doğradı babam ona, koydu tabağa.
Zor gördüğü kavunları zar zor çatallayarak dişsiz ağzına attı.
Biraz konuştuk,
hemen yoruldu..
Sonra bir parça kavun bana uzattı güç bela.
Açtım ağzımı,
koydu ağzımın içine.
Eski günlerdeki gibi..

“Gel buraya o tabak bitecek!

“Yaa babaanneeee..”

“Hooop aç bakim ağzını!!”

Gözlerim doldu bir anda. “Babaanne nolur kalk  gidelim..” dedim içimden.. Babam gördü “Şiişşt!” diye katı katı uyardı beni. Hemen durdurdum kendimi, ağlamadım. Ama şimdi bunları yazarken tekrar yaşıyorum ve bu sefer gözyaşlarımı tutmuyorum.

Allah’ım.. Kurtar babaannemi.. Yalvarırım kurtar..

Yehaaaa! Andela Andelaaa!!

Vahşi Batı’nın tozlu yollarında at koşturmak istiyorum. Kafamda kovboy şapkası, dik burunlu botlarım, yırtık pırtık kot şortum, altımda yabani siyah atım. Wuhuu :D Kendimi western şarkılarına vermiş olmamın eseri tüm bunlar. Tabii gerçekleşmesi şimdilik mümkün olmayan deneyimler olduğundan ve kendimi bir şekilde tatmin etmek istediğimden yarın kendime o çok zamandır istediğim vitrindeki kovboy şapkasını almaya karar kıldım. Kafama çivilenmiş gibi bir süre onunla dolaşmak istiyorum. Ta ki insanlar “Iyy yeter baydın, tipe bak, allahın özentisi” diyene değiinn :D

Blööögg!! Karakalem ve kuruboya yapmak istemiyorum artık.. Bir sürü ıslak rengim olsun istiyorum. Suluboya teknikleriyle ilgili kitaplar aldım bugün. Kuşe kağıda basılmış, sayfalarında boy boy fırçalar olan enfes kitaplar.. Nasıl hevesleniyorum, içim içime sığmıyor görsen.. Paramı alınca gidip biraz renk ve şövalyeme koymak için bir kaç tane kocaman tuval alıcam.. Çizmek istediğim şeye de karar verdim.. Süprüüz :D

Yaz okulu yolları taştan, sen çıkardın beni beni baştan :P Pazarlama dersinden devamsızlıktan kalmış olmam üzerine senem uzamasın diyerekten Temmuz ve Ağustos’umu hibe edeceğime üzülmenin yanı sıra önümdeki güzel Karadeniz ve Istanbull turlarını düşünerek içimi lüle lüle edip Haziran’ın tadını çıkarmak adına bronzlaşma ayağına denizlere akıp günümü gün etmeyi düşlüyorum :D Ayrıca tek seferde, hiç duraksamadan nasıl böyle uzun bi cümle kurabildiğime anlam veremeden, bi yandan da bu konuyu nasıl noktalayacağımı düşünerek önümdeki cipsi tartaklıyorum :D

Blög, ay lav yu ♥ Yaz boyu adım adım yazıcam sana ♥

Triomorfisiyus

Dört duvar, yatakta kendi kokun, dolabında kendi kıyafetlerin.. Ama zamanla yabancılaşırsın bedenine. Sanki ruhun ait değilmişçesine itekler bedenini. öylemesine toplarsın saçlarını uyandığında. Pijamalarını çıkarmayı düşünmezsin bile, dış dünya yoktur çünkü, sorumluluklar yoktur. Aynaya hiç bakmadım bugün. Yüzüme yalandan biraz su çarptım, hızlıca sildim. Durgunluk, duruluk isteyen ruhum odasını düzenlemek istedi. Tek düzeltebileceği şey bu kalmıştı çünkü. Tüm dolabı döktüm ben de.. Katladım tüm kıyafetleri, hepsini en son nerde giydiğimi düşünerek. Eskileri attım, yenilere yer açtım. Düzenledim, sildim, topladım. Sonra uyuya kaldım.. Rüyama geldi üstümü örtmeye, pembe bir düş serdi bedenime, ruhumu aldı ruhuna sardı. Sonra tek ruh olduk. Uyandım. Üşümüşüm. Çarşafını söktüğüm yorganımı çektim üstüme. Yumdum yine gözlerimi. Geldi yine, üstümü açmak istedi bu sefer.

‘Hayır!’ dedim..

hayır..

“İnanamam ki artık sana, gözlerin kandırıyormuş ya beni, inanamam ki gözlerine.. yokum artık özgürlüğünde.. git sen de artık, istenmeyen misafirsin bedenimde. Çık içimden!”

“Geldim.. Bak gözlerime..”

“Hayır! Kandırıyor gözlerin. Daha önce de bakmışlardı bana böyle, inandırmışlardı. O bakışlara daha önce ruhumu teslim etmiştim ben, sonsuz şefkatimi, sevgimi.. Nasıl da kandırdı beni gözlerin.. Yine mi kan diyorsun bana?! Hayır! Çık içimden!”

“Gidemem.. Beni sen çağırdın..”

“Şimdi de gönderiyorum seni. Zaten hiç ruhuna dokunamamışım ki ben, neden varsın ki, git! Niye içimdesin, çık!”

“Gidemem.. Tüm yollarımı tıkamışsın, nerden çıkabilirim bilmiyorum.”

“Yoksun zaten.. Hiç girmemişsin ki içime.. Paylaşarak büyür sevgiler, ben kanmışım, yanılmışım. Ne paylaşmışız ki biz? Yoksun aslında sen, hiç olmamışsın..”

“Ama tutarsan beni içinde.. Seviyorumdur belki seni..”

“Olsa bile öyle bir ihtimalin artık istemem ki seni. Kirlendin.. Öyle cümleler verdin ki elime kulaklarımdan silinmeyen.. Şimdi onlarla beraber yazıyoruz bunları sana.. Senden daha çok sevdi bu cümleler beni. Daha çok sahiplendiler. Tüm sevgimi o cümlelere verdim ben. Bıraktım seni düşünmeyi, onları düşünmeye başladım.. Ve bil bakalım ne oldu? Artık seninle olmayı hiç istemez oldum. İçimde sesin kaldı sadece. Al onu da git artık. İstenmiyorsun..Gözlerini kapayabilirsin artık. Aşk bitti. Çabuk kapa gözlerini, gözü açık gitmesin bu aşk bedenimden.!”

Uyandım.

“Sen de uyandın mı?” diye sordum.. Cevap vermedin. Gittiğini anladım.

Bedenini gönderdim, ruhunu savurdum, sesini kovdum!! Sana dair kalan tek şey sevgim.. O da beş para etmez zaten..