Bir pembe blog
rüya olarak etiketli yazılar
Deja-vu, Rüya, Carpe Diem
13 Tem
6. his, 3 harfliler, rüya alemi gibi terimler beni her zaman ürkütmüştür. Burcumu bile okurken kendimi olağanüstü bir şey yapıyormuş gibi hissedip ürperirim. O yüzden bu tür şeyler, yok sağda solda bişeyler görmek, hissetmek felan hiç olmamasını temenni ettiğim şeylerdir. Kafayı yememe birebir.
Ama Şubat ayından beri çok değişik bir duygu ile yaşıyorum. Şubat ayında başlayan ve zamanla sıklaşan bir deja-vu sorunum oluşmaya başlamıştı. Nerdeyse her gün deja-vu yaşamaya başlamıştım. Anlamını Matrix’ten önce bilmediğim bu terimin şimdi hayatımın göbeğinde ne işi vardı?
3 hafta önce kavradım olayların nasıl geliştiğini. Her zamanki gibi saat 13:30-14 civarlarıydı ve ben uyuyordum. Babam ise hurda ettiğim arabanın yenisini almak için araba sitelerinde gezmekte idi. “Damla, şuraya nasıl giricez!” sorusuyla korku ile zıplayarak uyandım. Uyandığın zaman sakince rüyanı düşünmezsen ne yazık ki ne gördüğünü unutuyor beyin, bilinçaltına gömüyor. Endekslendiğim soru karşısında gece boyu gördüğüm rüyayı unutuverdim, kalktım ve babama yardımcı oldum.
Hava çok kapalı idi o gün. Derken yağmur yağmaya başladı Haziran’ın sonunda. Bu fırsat kaçmaz diyerek kendimi dışarı attım, yağmurun altında yürüdüm de yürüdüm. Evden bayağı uzaklaşmıştım ki yağmur sağanağa, ordan da doluya çevirdi. Duş etkisi yaratan ve kafama gözüme inen bu yağmurdan eve doğru son sürat kaçmaya başladım. Ardından bir deja-vu daha. “Ben bunu yaşamıştım..” Ardından olduğum yerde kalakaldım, çünkü rüyamı anımsadım. Rüyamda sırılsıklam ıslandığımı görmüştüm. Eve geldim, üstümü değiştirdim, deja-vu etkisi devam ediyordu. Oturdum, kafamı topladım ve rüyamın geri kalanını düşünmeye başladım.
Hatırladım. Rüyamın devamında sarı bir elbise giyiyordum ve 5 kızdan oluşan bir grupla kapalı bir eğlence mekanına gidip bir şişe viski içiyorduk. Garipsedim..
1 saat sonra kapı çaldı. “Yağmur yağdığı için mezuniyet partimiz iptal oldu, ama biz bir şey yapmak istiyoruz, Jolly’e gelir misin?”
İnadına sarı giymeden hazırlandım, 5 kız dışarı çıktık ve kızların isteğiyle masaya bir şişe vodka açtırdık…
O kadar korkmuştum ki. Yok artık lan benim gibi dinsiz imansızın böyle STV işi şeylerle naaalakası var diye düşünmeye başladım. Bi yandan da hoşuma da gitti ha bu durum
Olm geleceği rüyamda görüyorum yaa daha ne olsun
Tabii bu bir yere kadar iyi bir şeydi..
Söz konusu olan kötü şeyleri görmek hesaba katmadığım bir şeydi.
Bu çarşamba rüyamda Berkay’ı gördüm. Yere düşmüş kalkamıyordu, bana elini uzatıyordu yardım etmem için ama ona yetişemiyordum. Öyle merak ettim ki onu. 1 haftaya yakındır haber de alamıyordum, kimse de bilmiyordu. Neredeyse ailesine soracak kadar şişmiş bir şekildeydim cuma günü. Pazar’a kadar müddet verdim annesini ya da abisini aramak için..
Cumartesi günü ise başka bir rüya ile mafoldum. Rüyamda babaannem bana sarılmış hüngür hüngür ağlıyordu. “Ne oldu babaanne?!” diye sorup bembeyaz saçlarını okşuyordum. Ama cevap vermiyordu. En sonunda “Ben gidiyorum Damla.” dedi “Nereye babaanne?” dedim, cevap vermedi. 35 yıldır yürüyemeyen babaannem kalktı, kapıdan çıkıp gitti. Uyandığımda hüngür hüngür ağlıyorken buldum kendimi. Anneme, babama, halama bahsettim rüyamdan. Usulca dinlemekle yetindiler..
Kafamı dağıtmak için dışarı çıkmaya hazırlanırken Berkay’ın msnime yazmasıyla kitlendim.
“Berkay, nerdesin sen?”
“Yaklaşık 3 gündür ölmek üzeriyim ben
ya 3 gün önce bişey kaldırıyodum mutfakta
kimse yoktu o sırada bende kaldırırım diye düşündüm
çok ağırdı ama
kaldırdım
5 Adım yürüdüm
belimden tak diye ses geldi
neyse ilk başta çok acımıyodu
her gün koşuya gidiyoruz burda 6 km
4. kmdeydim
yokuş war böyle yokuş aşşağı koşarken aynı sesi bi daha duydum
sonra yürüyemedim bile
kampı aradık
arabayla gelip aldılar beni
yürüyemedim 2 gün
şimdi biraz daha iyiyim”
Daha iyi olduğuna mı sevinsem, kendine dikkat etmediğine mi üzülsem, yoksa rüyama mı şok olsam bilemedim o anda. Tek bildiğim berbat hissettiğimdi. Kendine dikkat et pis zenci, seni ben ellerimle öldürücem, belini tak diye ikiye ben bölücem :/ O yüzden bu zevki bana bağışlamalısın
Ve bugün.. Az önce hastaneden geldim. Babaannem fenalaşmış, bilincini yitirmişti. Devlet hastanesine gittim apar topar. İki koluna iki serum bağlamışlardı. Ağzında oksijen maskesi, öyle kötü gözüküyordu ki.. Yanına gittim, “babaaneeem…” dedim. Mavi deryası gözlerini zar zor açıp bana baktı, olmayan dişleri ve içine çökmüş ağzı ile bana gülümsedi. İçim sıcacık oldu.. “Hasta mı oldun?” dedim. “Evett..” dedi anlaşılır anlaşılmaz bir ses tonuyla. Yediği 3 serum ve 2 iğneden sonra kendine yavaş yavaş geliyordu. Ama göğsü öyle tıkanmıştı ki çok gürültülü nefes alıyordu, daha doğrusu almaya çalışıyordu. Şimdi hastanede ve babamla halam yanında..
O kırışmış kolunu ellerimin arasına aldım, çocukken koluyla oynamaya bayılırdım, ama artık kırış kırış olmuştu. Kalksa gitsek istedim.. Gözlerim doldu ve yalvardım “Allah’ım ne olur kurtar onu…”
Bir gün yaşlanacağız.. Eğer hayatın kıymetini bilmiyorsanız ve 5 para etmez lanet şeyler yüzünden canınızı sıkıyorsanız size önerim bir devlet hastanesinin acil bölümünü ziyaret etmeniz.
Doğrularla yaşamak yerine sizi mutlu eden yanlışlarla yaşamak en güzeli. Bir gün babaannem gibi ağzıma su şişesini götürmeye dermanım bile olmayabilir. O yüzden sana katılıyorum Varol; Carpe Diem.. Anı yaşa..


